romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
Holiganbet
İmsak Vakti a 02:00
Bursa AÇIK 34°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Atilla GÜNEY

Atilla GÜNEY

10 Ocak 2026 Cumartesi

Demokratik Toplumlarda Özgür Basının Yapısal Rolü

Demokratik Toplumlarda Özgür Basının Yapısal Rolü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Özgür basın, demokratik toplum düzeninin sürdürülebilirliği açısından temel ve vazgeçilmez bir kurumsal unsurdur. Siyasal sistemlerin meşruiyeti, yalnızca seçim süreçleriyle değil; kamusal denetimin, bilgiye erişimin ve ifade özgürlüğünün etkin biçimde işlemesiyle mümkündür. Bu bağlamda basın, demokrasinin işleyişini güvence altına alan başlıca mekanizmalardan biri olarak öne çıkmaktadır.
Gazetecilerin bağımsız ve özgür biçimde çalışabilmesi, toplumun farklı kesimlerinin kamusal alanda temsil edilmesini sağlar. Bu durum, çoğulculuğun güçlenmesine, kamusal tartışma kültürünün gelişmesine ve demokratik karar alma süreçlerinin sağlıklı işlemesine katkı sunar. Basın özgürlüğü aynı zamanda bireylerin bilgi edinme hakkının anayasal bir uzantısıdır ve toplumsal şeffaflığın sağlanmasında belirleyici bir role sahiptir.
Basın, belirli kişi ya da çıkar gruplarının değil, doğrudan toplumun sesi olma işlevini yerine getirir. Bu nedenle basının ekonomik ya da siyasal baskılar altında yönlendirilmesi, yalnızca medya etiğini değil, kamusal yararı da zedeler. Basın satın alınabilir bir araç değil; emeği, mesleki sorumluluğu ve etik ilkeleri olan kamusal bir faaliyettir. Bu yönüyle basın, toplum adına denetim yapan bir aktör; kolektif vicdanın temsilcisi konumundadır.
Basının işlevsizleştirildiği ya da susturulduğu bir ortamda, toplumun kamusal görünürlüğü zayıflar ve demokratik katılım anlamını yitirir. Çünkü basın; devlet-toplum ilişkilerinde aracı bir kurum olmanın ötesinde, kamusal hafızayı oluşturan ve toplumsal bilinci canlı tutan bir yapıdır. Bu nedenle basın; devleti, milleti ve toplumu birbirine bağlayan kamusal bir alanı temsil eder.
basın, yalnızca haber üreten bir sektör değil; demokratik toplumların varlık koşullarından biridir. İnsanların sözü, gözü ve kulağı olma işleviyle basın, bireysel ve toplumsal kimliğin korunmasında merkezi bir rol üstlenir. Basın özgürlüğünün zayıflatıldığı her durumda, demokratik düzenin temel dayanakları da kaçınılmaz olarak zarar görür. Gazeteci – Yazar Atilla Güney

Devamını Oku

Habersiz Üyelik, Sessiz Tehlike

Habersiz Üyelik, Sessiz Tehlike
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Arkadaşlar, bundan iki ay önce yaşadığım bir hadise, bugün çok daha büyük bir anlam kazandı. Siyasetin kulislerinde sıkça rastlanan ama kamuoyunda pek konuşulmayan bir gerçeğe işaret ediyor.
Oldukça tanınan bir partinin il başkan yardımcısı beni aradı. Telefonun ucunda son derece nazik ama bir o kadar da ısrarcı bir ses vardı. “Atilla Bey,” dedi, “siz daha önce partimizin üyesiymişsiniz fakat istifa etmişsiniz.”
Doğrudur. Yıllar önce üye olmuştum. Ancak zamanla yanıldığımı gördüm ve hiç tereddüt etmeden istifa ettim. Bunu da açıkça ifade ettim. Buna rağmen yeniden üye olmam için görüşmek istedi, defalarca ısrar etti. Kabul etmedim. Konu kapandı sandım.
Ta ki bugün sosyal medyada gazeteci Yusuf Yıldırım’ın bir paylaşımını görene kadar…
Paylaşımda özetle şöyle diyordu: “Haberiniz yokken sizi bir partiye üye yapmış olabilirler. E-Devlet’ten mutlaka sorgulayın.”
Bir an duraksadım. “Olur mu canım?” dedim. Ama yine de içime bir kurt düştü. E-Devlet’e girdim, siyasi parti üyeliği sorgulaması yaptım. Ve karşıma çıkan tablo, doğrusu beni hayrete düşürdü: Söz konusu partiye yeniden üye yapılmıştım. Ne imzam vardı ne onayım ne de bilgim…
Hemen istifa ettim. Yetmedi; ekran görüntülerini aldım, PDF olarak resmi belgeleri de indirdim. Çünkü bu mesele basit bir teknik hata olarak geçiştirilecek türden değil. Bu, bireyin iradesine, demokratik haklarına ve kişisel özgürlüğüne doğrudan müdahaledir.
Buradan açık bir uyarıda bulunmak istiyorum:
Lütfen siz de E-Devlet üzerinden siyasi parti üyeliğinizi sorgulayın. Çünkü görünen o ki, birileri sizi hiç istemediğiniz bir siyasi yapının parçası hâline getirmiş olabilir. Sessiz sedasız, sizden habersiz…
Demokrasi, rıza ile anlam kazanır. İrade yoksa üyelik de yoktur. Aksi hâlde bunun adı siyaset değil, başka bir şey olur.

Devamını Oku

Yüzde Aynı, Adalet Nerede?

Yüzde Aynı, Adalet Nerede?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rakamlar soğuktur derler; ama bazı rakamlar insanın içini üşütür. Bugün en düşük çalışan memur maaşı 65 bin liraya yaklaşırken, en düşük memur emeklisinin maaşı 23 bin lira civarında. Her iki kesime de aynı oran: yüzde 18,61. Kâğıt üzerinde eşitlik var gibi görünüyor. Peki ya vicdan terazisinde?
Yüzde aynı olabilir ama hayat aynı değil. Aynı pazardan alışveriş yapılmıyor, aynı kiralar ödenmiyor, aynı sağlık yükü taşınmıyor. Çalışanla emekli arasındaki fark sadece maaşta değil; hayata tutunma imkânlarında gizli. Gençlik, ek gelir umudu, çalışma gücü bir tarafta; ömür boyu verilen emeğin karşılığıyla ayakta kalmaya çalışan bir emeklilik diğer tarafta.
Adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir; herkese ihtiyacı olanı verebilmektir. Matematik eşitliği adalet zannetmek, vicdanı cetvelle ölçmeye benzer. Oysa sosyal devlet, oranlara değil, hayatın gerçeklerine bakar. Pazara çıkan emeklinin filesi boş kalıyorsa, o yüzdelerin hiçbir anlamı yoktur.
Bugün ne tam anlamıyla bir geçimden söz edebiliyoruz ne de seçimlerin gölgesinde kalan vaatlerin karşılık bulduğunu görüyoruz. Demokrasi sandıkla sınırlıysa, adalet de sadece tablolarla anlatılıyorsa burada ciddi bir eksiklik var demektir. Çünkü demokrasi, sadece oy vermek değil; insanca yaşama hakkının korunmasıdır.
Soruyorum: İnsan onuruna yakışan hayat bu mu? Yıllarca devlete hizmet etmiş bir emeklinin ay sonunu getirme telaşı, hangi kalkınma hikâyesine sığar? İnsanlık nerede, adalet nerede, vicdan nerede?
Belki de asıl soru şudur: Yüzdeleri eşitlemek kolay; peki ya kalpleri ve terazileri eşitlemek için ne yapıyoruz?

Devamını Oku

Aynı Zihniyetin İki Yüzü: Siyonizm ve Emperyalizm

Aynı Zihniyetin İki Yüzü: Siyonizm ve Emperyalizm
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tarihin farklı dönemlerinde, farklı isimlerle sahneye çıkan kimi ideolojiler vardır ki yöntemleri değişse de zihniyetleri hep aynıdır. Siyonizm ve emperyalizm bu anlamda birbirini tamamlayan, aynı siyasi aklın iki farklı tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. İsimleri, coğrafyaları ve söylemleri farklı olabilir; ancak uygulamaları, refleksleri ve hedefleri büyük ölçüde örtüşür.
Bu zihniyetin temelinde menfaat vardır. Menfaat söz konusu olduğunda hakikat geri plana itilir; önce algı inşa edilir, sonra senaryo yazılır. Kimi zaman mağduriyet üretilir, kimi zaman tehdit algısı kurgulanır. Amaç, atılan adımı meşrulaştırmak ve dünya kamuoyunu ikna etmektir. Gerçekler eğilip bükülür, yalan olağanlaşır, iftira ise siyasi bir araç hâline gelir.
Bu anlayış, yalnız hareket etmez. Kendi gibi düşünen ülkeleri ve yönetimleri yanına alır, küresel ölçekte bir güç dili kurar. Bu dil; baskıyı, tehdidi ve şantajı sıradanlaştırır. Kendisiyle aynı çizgide olmayan devletler, liderler ya da toplumlar ya “tehdit” olarak tanımlanır ya da çeşitli yollarla hizaya getirilmeye çalışılır. Diplomasi yerini güç gösterisine, hukuk ise çıkar hesaplarına bırakır.
Bu noktada İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki sıkı ilişkiyi yalnızca iki ülke arasındaki stratejik ortaklık olarak okumak eksik kalır. Burada asıl belirleyici olan, paylaşılan siyasi akıldır. Yönetimler değişse de bu çizgi büyük ölçüde korunur. Donald Trump ile Binyamin Netanyahu’nun farklı kişiliklere ve önceliklere sahip olmalarına rağmen aynı kulvarda buluşmaları da bunun göstergesidir. Trump daha çok ticari ve ekonomik çıkarlar üzerinden hareket ederken, Netanyahu güvenlik ve sert güç politikalarını önceleyen bir yaklaşım sergiler. Ancak her iki liderin buluştuğu ortak nokta, gücü merkeze alan ve çıkarı ahlaki ilkelerin önüne koyan siyaset anlayışıdır.
Bugün dünyada bu çizgiye hizmet eden yalnızca birkaç ülke ya da lider yoktur. Küresel sistem içinde konumunu korumak isteyen, güçten pay almak isteyen ya da krizleri fırsata çevirmeyi amaçlayan birçok yönetim, bu zihniyetle örtüşen politikalar izlemektedir. Kimi bunu açıkça yapar, kimi ise demokrasi, özgürlük ya da güvenlik söylemleri ardına gizler.
Oysa dünya, artık bu dili taşımakta zorlanıyor. Güce dayalı siyaset, kalıcı barış üretmiyor; aksine daha fazla çatışma, daha fazla adaletsizlik doğuruyor. Hakikatin yerini algının, vicdanın yerini çıkarın aldığı bir düzen sürdürülebilir değildir.
Belki de asıl soru şudur: Gücü kutsayan bu zihniyet mi dünyayı şekillendirecek, yoksa adaleti ve hakkaniyeti merkeze alan yeni bir siyasal akıl mı doğacak? Tarih, bu sorunun cevabını arayanların mücadelesiyle yazılmaya devam ediyor.

Devamını Oku

Yol medeniyettir.

Yol medeniyettir.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yol medeniyettir.
Yol kültürdür.
Yol, insanı insana sevgiyle kavuşturan; huzurla, güvenle varılan bir yaşam hattıdır. Güzel yollar yalnızca araçları değil, şehirlerin ruhunu da taşır. Bir kentin yolları ne kadar düzenli, sağlıklı ve estetikse, o kentte yaşayan insanların hayat kalitesi de o denli yüksektir. Çünkü güzel yollar, güzel düşünen ve geleceği planlayan insanların eseridir.
Ne var ki, yaşadığımız kadim şehir Bursa’nın yollarına baktığımızda bu tabloyu aynı gönül rahatlığıyla çizmek ne yazık ki mümkün değildir. Turizm kenti kimliğiyle, tarihi ve kültürel mirasıyla övündüğümüz Bursa, mevcut yol altyapısıyla bu unvanı hak eden bir görüntü sergileyememektedir. Daha geniş, daha sağlıklı, daha konforlu, kasissiz ve nitelikli asfalt yollar bu şehrin en doğal hakkıdır.
Asfaltın tarihine baktığımızda, Mezopotamya’da M.Ö. 625 yılında Babil yollarında kullanıldığını görüyoruz. Doğal depozitlerden elde edilen asfalt, o dönemlerde dahi geçirimsizliği sağlayan önemli bir kaplama malzemesi olarak bilinmekteydi. Böylesine köklü bir geçmişe sahip olan asfalt, günümüzde ne yazık ki ülkemizde çoğu zaman yalnızca “yama” ile anılır hâle gelmiştir.
Oysa doğru teknikle ve standartlara uygun yapılan yama çalışmaları son derece verimli sonuçlar doğurabilir. Ancak uygulamada işler çoğu zaman “oldu bitti” anlayışıyla yürütülmekte; işi ehline bırakmak yerine maliyet gerekçesiyle nitelikten ödün verilmektedir. Halbuki düşük kaliteli asfalt ve bilinçsiz yama çalışmaları, uzun vadede çok daha büyük maliyetlere yol açmaktadır. Toplu taşıma araçlarının erken yıpranması, artan yedek parça giderleri, fazla yakıt tüketimi ve kaçınılmaz olarak ortaya çıkan konforsuzluk, bunun en somut göstergeleridir.
Yollara dikkatle bakıldığında, rögar kapaklarının çoğunlukla toplu taşıma araçlarının sağ teker hizasına denk geldiği görülmektedir. Bu durum, altyapı çalışmalarının plansız ve standartlardan uzak biçimde yapılmasının sonucudur. Daha da önemlisi, asfaltlama ya da yama sonrasında rögar kapaklarının yol seviyesine uygun hâle getirilmemesidir. Her bir rögar kapağında 8–10 santimetreye varan seviye farkları oluşmakta; yaklaşık 10 kilometrelik bir hatta bir aracın 100–150 kez bu darbeye maruz kalması kaçınılmaz olmaktadır.
Örneğin Siteler’den Emek semtine sefer yapan 31A hattındaki bir toplu taşıma aracının yalnızca bu sebeple yakıt tüketiminin iki katına çıktığı, yedek parça maliyetlerinin ise ciddi oranda arttığı bilinmektedir. Bu zarar yalnızca araçlara değil, doğrudan kamu kaynaklarına yansımaktadır.
Ezcümle, Bursa gibi köklü bir geçmişe sahip şehrin yolları maalesef iç açıcı bir durumda değildir. Belediyelerimizin gayreti ve emeği elbette inkâr edilemez; ancak yapılan hizmetlerin günü kurtaran, yarını ve ötesini hesaba katmayan bir anlayışla yürütülmesi asıl sorunu oluşturmaktadır. Asfalt yapıldıysa “olmuştur”, yama atıldıysa “tamamdır” yaklaşımı, bugün toplu taşıma araçlarının kırılıp dökülmesine, yarın ise çok daha büyük mali yüklerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.
Buradan, çok kıymetli belediye başkanlarımıza samimi bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Lütfen yapılan yolları daha sık ve daha ciddi biçimde denetleyiniz. Gerek yerli halk gerekse şehrimize gelen misafirler, bu yollar karşısında hayretlerini gizleyememektedir. Bizler ise Bursa adına mahcubiyet duymaktayız. Denetimler artırılmadıkça, standartlara uygunluk sağlanmadıkça bu sorunlar artarak devam edecektir. Üstelik bu yollar, kazalara da davetiye çıkarmaktadır; pek çok trafik kazasının kasislerden ve düzensiz yol yüzeylerinden kaçan araçlar nedeniyle yaşandığı unutulmamalıdır.
Bu şehir hepimizindir. Yerel hizmetler, partiler üstüdür. Bursa bizim kültürümüzdür, evimizdir. Evimize misafir gelecekse, onu gönül rahatlığıyla ağırlamak isteriz. Bugün en kırsal illerde dahi bu denli özensiz ve düzensiz yol uygulamalarına rastlanmazken, Bursa’nın bu tabloyu hak etmediği açıktır.
Yol medeniyettir.
Ve medeniyet, ihmali asla affetmez.
moradergisi@gmail.com Atilla Güney

Devamını Oku