02:00
Dijitalin mutlak hâkimiyet kurduğu bir çağdayız. Öyle bir çağ ki, internet bile kimi zaman bu baş döndürücü hız karşısında yavaş kalıyor. Bilişimin sınır tanımadığı, insanın dahi kopyalandığı sosyal mecralarda; teknolojinin teknolojiyle yarıştığı bir parkurda yaşıyoruz. Gökyüzünde İHA’lar, SİHA’lar savaşırken, yeryüzünde füzeler kıtaları aşan menzillerle güç gösterisi yapıyor. Yeniliklerin hızına yalnızca genç beyinler değil, çoğu zaman bilim insanları bile yetişmekte zorlanıyor.
Arz ve taleplerin algoritmalarla belirlendiği, gündemlerin saniyeler içinde değiştiği bu dünyada akıl, hız ve uyum en temel sermaye hâline gelmiş durumda. Kısacası, zamanın ruhu dijital; yönetim ise bilgi, analiz ve vizyon istiyor.
Tam da bu noktada ironinin ağır perdesi aralanıyor.
1949 yılında dünyaya gelmiş, teknolojiyi ancak 60 yaşından sonra tanımış; fakat neyle karşı karşıya olduğunu tam olarak kavrayamamış, dahası öğrenme ve öğretme kapasitesi dijital çağın gerektirdiği zihinsel donanımdan uzak kişi ya da kişilerin, bugün hâlâ bir sivil toplum kuruluşunun ya da bir kurumun başına seçilmesi, üzerinde durulması gereken ciddi bir meseledir.
Bu tercih, çoğu zaman bir yönetim ihtiyacından ziyade bir koltuk sevdasının, bir ruhsal tatmin arayışının tezahürüdür. Oysa temsil edilen makamlar, kişisel geçmişlerin ya da nostaljik alışkanlıkların değil; çağın gerekliliklerinin sorumluluğunu taşır. Dijital dünyaya ayak uyduramayan bir yönetim anlayışından verimlilik beklemek, üretimden söz etmek ya da kurumsal başarı hayali kurmak, akademik açıdan da toplumsal gerçeklik açısından da son derece iyimser—hatta yararsız—bir beklentidir.
Bu bir yaş meselesi değildir; bu, zamanla bağ kurabilme meselesidir. Ancak gerçek şu ki, teknolojiyi okuyamayan, dijital dili konuşamayan, veriyle düşünemeyen bir zihniyetin, bugünün dünyasında yön verici olması mümkün değildir. Dünle övünerek bugünü yönetmeye kalkmak, yarını kaybetmenin en kestirme yoludur.
Çağ değişiyor. Dünya değişiyor. Değişmeyen tek şey, değişime direnen koltukların hâlâ dolu olması.
Ve belki de asıl soru şudur:
Biz mi zamanı yönetiyoruz, yoksa zaman mı bizi çoktan geride bıraktı?
Gazeteci – Yazar Atilla Güney
moradergisi@gmail.com
Demokratik Toplumlarda Özgür Basının Yapısal Rolü
1
KUR’AN’DA DİN VE MEZHEP AYRIMI YOKTUR TEK VE HAK YOL İSLAM’DIR.
1073 kez okundu
2
Kin ve Nefretten Beslenen İnsanlar
955 kez okundu
3
Orman Yangınlarıyla Mücadelede Yeni Yaklaşımlar ve Alınması Gereken Önlemler
933 kez okundu
4
Bağcıyı Dövmek Değil, Üzüm Yemek Gerek
933 kez okundu
5
TAHTADA KALMAYAN HİKÂYE
858 kez okundu