02:00
25 Ocak 2026 Pazar
GEMLİK’TE DEVLET CİDDİYETİ ÇÖKMÜŞTÜR!
BU BİR İHMAL DEĞİL, AÇIK BİR SKANDALDIR
İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı Orhan Karaduman, Gemlik’te günlerdir giderilmeyen altyapı ihmaliyle ilgili sert bir açıklama yaparak, kamu kurumlarını ve yerel yönetimi ağır ifadelerle eleştirdi. Karaduman, kamuoyuna yansıyan görüntülerin bir hizmet kusuru değil, kurumsal çöküşün belgesi olduğunu vurguladı.
Aynı noktadan çekilen iki ayrı video gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.
İlki 24 Aralık 2025, ikincisi bugün.
Aradan geçen sürede ne değişmiştir? Hiçbir şey.
Ana güzergâh üzerinde, UEDAŞ tarafından açılan kanal günlerdir açık bırakılmış, belediye ise bu rezalete seyirci kalmıştır. Devletin yapması gerekeni, vatandaş canını ortaya koyarak yapmak zorunda kalmıştır.
Orhan Karaduman konuya ilişkin şu sert değerlendirmeyi yaptı:
“Bu görüntüler bir ayıptır. Bu görüntüler aynı zamanda bir itiraftır.
Kimin görevini yapmadığını, kimin sorumluluktan kaçtığını bu videolar açıkça göstermektedir.
Eğer bir vatandaş, ölüm riski taşıyan bir çukuru kendi imkânlarıyla kapatmak zorunda kalıyorsa, burada belediyecilikten, kamu sorumluluğundan ve devlet ciddiyetinden söz edilemez.”
Karaduman, sorumlulara doğrudan çağrıda bulundu:
“Bu yol kimin yolu?
Bu kanal kimin sorumluluğu?
Bu ihmalkârlığın hesabını kim verecek?
Bir can kaybı yaşansaydı ne olacaktı?
Kim çıkıp ‘Ben sorumluyum’ diyecekti?
Bugün ucuz atlatılan her ihmal, yarın telafisi mümkün olmayan acıların sebebi olur.”
İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı, yaşananların münferit olmadığını, sistematik bir yönetim zaafının sonucu olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bugün burada kapanan sadece bir kanal değildir.
Bugün burada belediyecilik anlayışı çökmüş, kamu sorumluluğu yerle bir olmuştur.
Vatandaş vergisini ödüyor, faturasını ödüyor, kurallara uyuyor; karşılığında ise ihmalle, sessizlikle ve vurdumduymazlıkla karşılaşıyor.”
Karaduman açıklamasını net ve sert bir mesajla tamamladı:
“Buradan açıkça söylüyoruz: Gemlik sahipsiz değildir.
Vatandaşın can güvenliği kimsenin keyfine, ihmalkârlığına bırakılamaz.
Sorumluluk almayanlar bilsin ki bu düzen değişecek.
Bu anlayış değişecek.
İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı olarak sabrımız da, iyi niyetimiz de buraya kadardır.
Hemşehrilerimizi basiretsiz hizmet anlayışınızın insafına bırakmayacağız.
Biz buradayız, takipçisiyiz ve susmayacağız.”
Gelecek Partisi Osmangazi’de Güç Tazeledi: İlçenin Kronik Sorunları Kongrede Masaya Yatırıldı
Gelecek Partisi Osmangazi İlçe Başkanlığı’nın 3. Olağan Kongresi, il ve ilçe teşkilatlarının yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Kongrede, Osmangazi ilçesinin uzun süredir çözüme kavuşamayan yapısal ve sosyal sorunları öncelikli gündem maddesi olarak ele alındı.
Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Mahmut Fuat Kadıoğlu, ilçe başkanları, il başkan yardımcıları ve teşkilat mensuplarının katılımıyla gerçekleşen kongrede; kentsel dönüşümden altyapıya, işsizlikten gençlerin geleceğine, ulaşım ve çevre sorunlarından sosyal adalete kadar Osmangazi halkını doğrudan etkileyen pek çok başlık detaylı şekilde değerlendirildi.
Özellikle Osmangazi’de yıllardır çözüm bekleyen plansız yapılaşma, depreme dayanıksız konutlar, altyapı eksiklikleri, trafik ve ulaşım sorunları, yeşil alan yetersizliği, esnafın yaşadığı ekonomik daralma ve genç işsizliği gibi konuların altı çizildi. Kongrede yapılan konuşmalarda, mevcut yerel yönetim anlayışının ilçenin gerçek sorunlarına kalıcı çözümler üretmekte yetersiz kaldığı vurgulandı.
Kongre sonucunda Osmangazi İlçe Başkanlığı görevine seçilen Abdullah Doğan ve yeni yönetimi tebrik edilirken, yeni dönemde halkla iç içe, katılımcı ve çözüm odaklı bir siyaset anlayışı benimseneceği ifade edildi. Yeni yönetimin, mahalle bazlı çalışmalarla Osmangazi’nin her noktasındaki sorunları yerinde tespit ederek, somut ve uygulanabilir projeler geliştireceği belirtildi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof Dr Ahmet Davutoglu’nun ortaya koyduğu adalet, liyakat ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda; Osmangazi’de sosyal belediyecilik anlayışının güçlendirilmesi, dezavantajlı grupların desteklenmesi ve gençlerin geleceğe umutla bakabileceği bir ilçe inşa edilmesi hedefleniyor.
Gelecek Partisi teşkilatları, Osmangazi’nin sorunlarını yalnızca seçim dönemlerinde değil, sürekli ve kararlı bir şekilde gündemde tutacaklarını vurgulayarak, ilçede yaşayan her vatandaşın sesi olmaya devam edeceklerini ifade etti.
Abdullah Doğan’dan Osmangazi’ye Net Mesaj…
Gelecek Partisi Osmangazi İlçe Başkanlığı 3. Olağan Kongresi, ilçenin yıllardır çözümsüz bırakılan sorunlarının açık ve sert bir dille masaya yatırıldığı güçlü bir siyasi buluşmaya sahne oldu. Kongre sonucunda Osmangazi İlçe Başkanlığı görevine seçilen Abdullah Doğan, yaptığı konuşmayla mevcut yerel yönetim anlayışını sert sözlerle eleştirerek, Osmangazi için yeni bir mücadele döneminin başladığını ilan etti.
Göreve seçilmesinin ardından konuşan Abdullah Doğan, Osmangazi’nin Bursa’nın en büyük ve en sorunlu ilçesi olmasına rağmen yıllardır ihmal edildiğini, rant odaklı politikalarla yönetildiğini ve vatandaşın gerçek ihtiyaçlarının görmezden gelindiğini vurguladı. Doğan, “Osmangazi bugün; plansız yapılaşmanın, depreme dayanıksız binaların, bitmeyen altyapı sorunlarının ve artan yoksulluğun pençesine terk edilmiştir. Bu tablo tesadüf değil, bilinçli bir yönetim zaafının sonucudur” ifadelerini kullandı.
Kongrede özellikle kentsel dönüşümün ranta kurban edilmesi, mahalle aralarında çöken altyapı, ulaşımda yaşanan kaos, yeşil alanların yok edilmesi, esnafın yüksek maliyetler karşısında kaderine terk edilmesi ve gençlerin işsizlik nedeniyle umutsuzluğa sürüklenmesi sert biçimde eleştirildi. Abdullah Doğan, Osmangazi’de yaşayan vatandaşların yıllardır sadece seçim dönemlerinde hatırlandığını, sonrasında ise sorunlarıyla baş başa bırakıldığını dile getirdi.
“Bu ilçede yaşayan insanlar lüks projelere değil, güvenli konutlara, adil hizmete, ulaşılabilir yönetime ihtiyaç duyuyor” diyen Doğan, mevcut belediyecilik anlayışının halktan koptuğunu ve hesap vermediğini ifade etti. Osmangazi’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmeden yönetildiğini belirten Doğan, olası bir afette yaşanacakların bugünden görüldüğünü, ancak yetkililerin sessiz kaldığını söyledi.
Abdullah Doğan, yeni dönemde Osmangazi’de suskun bir muhalefet değil, hesap soran, yanlışı açıkça dile getiren ve vatandaşın hakkını savunan bir teşkilat yapısı oluşturacaklarını belirterek, “Bu ilçe kaderine terk edilemez. Osmangazi’nin kaybedecek bir günü daha yok” dedi.
Abdullah Doğan sözlerini;
“Gelecek Partisi Osmangazi İlçe Başkanlığı Kongremizi bugün hayırlısıyla gerçekleştirdik.
Kongremize katılımlarıyla bizleri onurlandıran;
Gelecek Partisi Bursa İl Başkanımız Fuat Kadıoğlu ve değerli yönetimine,
Nilüfer İlçe Başkanımız Can Kavçın,
Yıldırım İlçe Başkanımız Adem Karatepe,
Gürsu İlçe Başkanımız Ahmet Yıldırım,
Kestel İlçe Başkanımız Gökhan Arabacı,
Mustafakemalpaşalılar Dernek Yönetiminden Halit Sevim ve Ferzan Aydemir’e,
STK temsilcilerimizden Çaltılıbük Gençlik Başkanı Fikri Çakır’a,
Çaltılıbük Gençlik Derneğini temsilen Sezer Demir ve Süleyman Yavaş’a,
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden kurum temsilcisi değerli arkadaşlarımıza,
sivil toplum kuruluşlarının kıymetli yöneticilerine,
Yeni Yol Partisi Genel Başkanı İzzettin Küçük’e,
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcımız Alpaslan Yıldız’a,
Gelecek Partisi Milletvekillerimiz Kani Torun ve Ömer Ünal’a
teşekkür ederiz.
Birlik ve beraberlik içinde, daha güçlü bir gelecek için çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadeleriyle noktaladı.
Çiftehavuzlar’da “Yırtık Ayakkabı ile Gezmesin” Projesi Şikâyetlerle Bitirildi
Çiftehavuzlar Mahallesi’nde dört yıldır sessiz sedasız yürütülen, tek amacı yoksulluğu görünmez kılmak değil, insan onurunu korumak olan “Yırtık Ayakkabı ile Gezmesin” projesi, art arda yapılan şikâyetler ve bürokratik baskılar nedeniyle resmen durduruldu.
Projeyi yürüten gönüllü isim, kamuoyuna yaptığı sert açıklamayla yalnızca bir sosyal yardımın değil, vicdanın da hedef alındığını ilan etti.
“An itibariyle Çiftehavuzlar Mahallesi’nde kimse yırtık ayakkabı ile gezmesin projesi bitmiştir.”
Bu cümle, bir yardım çalışmasının sonunu değil; toplum olarak nereye sürüklendiğimizin acı bir özetini ifade ediyor.
Son Ayakkabı 70 Yaşındaki Bir Nineye Gitti
Projenin bitişine dair verilen en çarpıcı detay ise vicdanları sızlattı. Son ayakkabı, torunlarına bakan, terlikle dolaşan 70 yaşındaki bir yaşlı kadına, “ayakları üşümesin” diye teslim edildi.
Bu sahne, Çiftehavuzlar’ın değil, ülkenin fotoğrafıdır.
Bir yanda ayakkabısı olmayan yaşlılar, diğer yanda bu ayakkabıyı verenleri kaymakamlığa ifade vermeye çağıran bir sistem.
Yardım Eden İfadeye Çağrılıyor, Şikâyet Eden Korunuyor
Projeyi yürüten gönüllü, sürekli yapılan şikâyetler nedeniyle Kaymakamlık tarafından defalarca ifadeye çağrıldığını açıklarken, tepkisini şu sert sözlerle dile getirdi:
“Toprak sizi kabul edecek mi diye merak ediyorum.”
Bu sözler, yardım yapanların değil; yardımı hedef alanların sorgulanması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
4 Yılda 1600 Çift Ayakkabı Dağıtıldı, Karşılığı Ceza Oldu
Rakamlar, yapılan işin büyüklüğünü ve karşılığında maruz kalınan muameleyi gözler önüne seriyor:
4 yılda 1600 çift ayakkabı,
Yoksul çocuklara, yaşlılara, ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı.
Orhaneli Nalınlarlı’dan bir vatandaş başta olmak üzere çok sayıda hayırsever düzenli destek verdi.
Ancak teşekkür yerine cezalar geldi.
Yardımın Bedeli: Para Cezası
Açıklamada yer alan bir başka çarpıcı hatırlatma ise sistemin çifte standardını gözler önüne serdi:
4 yıl önce:
Kur’an öğrettik diye,
Cuma günü muhtarlıktan ekmek dağıttık diye,
12 yaşındaki Romen bir çocuğu sünnet ettirdik diye,
7.500 TL idari para cezası kesildi.
Bugün:
Aynı yardım faaliyetlerinin cezası en az 94.000 TL.
Bu tablo, yardımın değil, yoksulluğun suç olmaktan çıktığı; iyiliğin cezalandırıldığı bir düzeni işaret ediyor.
“Yaşlılarımızdan Özür Dilerim”
Projeyi yürüten isim, en ağır cümleyi ise yaşlılara yönelik kurdu:
“Yaşlılarımızdan özür dilerim.”
Bu özür, bir kişinin değil; toplumun özrüdür. Çünkü yaşlıların ayakları üşürken, sistemin vicdanı çoktan donmuştur.
Yardım Bitmedi, Mecra Değiştirdi
Tüm baskılara rağmen, yardımlar tamamen kesilmiyor. Açıklamaya göre:
Sporcular için ayakkabı projesi,
Batı Trakya Olimpik Spor Kulübü üzerinden,
“ayakkabı bağışı” adı altında devam edecek.
Bundan sonra şikâyetler bitene kadar tüm projeler spor kulübü üzerinden yürütülecek.
Bu durum, sivil toplumun hayatta kalmak için şekil değiştirmek zorunda bırakıldığının açık göstergesi.
Sert Meydan Okuma: “Dernek Kurun, En Fazla Yardımı Ben Yapacağım”
Şikâyet edenlere ve muhtar adaylarına yönelik mesaj ise son derece net ve meydan okur nitelikte:
“Şikâyet edenler başta olmak üzere, muhtar adayları da Çiftehavuzlar Derneği kursun.
En fazla yardımı ben yapacağım.”
Bu sözler, samimiyet testidir.
Hukuki Süreç Başlıyor: İftira Edenler Savcılığa
Açıklamanın finali ise artık savunmadan saldırıya geçildiğini gösteriyor:
E-imza alındı,
KEP adresi alınıyor,
İftira atıp şikâyet edenler hakkında savcılığa suç duyurusu yapılacak.
Ve son cümle, tüm tartışmanın özetidir:
“Yandınız… (yanın inşallah)”
Bu Bir Yardım Haberi Değil, Bir Utanç Belgesidir
Çiftehavuzlar’da bitirilen şey bir ayakkabı projesi değil;
toplumsal dayanışmanın cezalandırılmadığına dair inançtır.
Bugün yırtık ayakkabıyı şikâyet edenler,
yarın çıplak vicdanlarıyla baş başa kalacaktır.
Türkiye’de son aylarda art arda patlak veren “yenidoğan çetesi” iddiaları, yenidoğan yoğun bakım ünitelerine ilişkin kamuoyuna yansıyan skandal uygulamalar, ihmaller ve denetimsizlik iddiaları, sağlık sistemine duyulan güveni derinden sarsmış durumda. Bu güven erozyonunun en ağır sonuçlarından biri ise Bursa’da açıkça görülüyor:
Anne adayları korku içinde.
Bursalı anneler artık fısıltıyla değil, yüksek sesle konuşuyor:
“Çocuk yapmaya korkuyoruz.”
Bu cümle, sıradan bir bireysel kaygı değil; çökmekte olan bir güven ilişkisinin açık itirafıdır. Çünkü mesele yalnızca bir doğum tercihi değil, doğrudan doğruya can güvenliği, etik, şeffaflık ve insan onuruna yakışır sağlık hizmeti meselesidir.
SKANDALLARIN GÖLGESİNDE DOĞUM: MUTLULUK DEĞİL, KORKU SENARYOSU
Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yaşandığı öne sürülen usulsüzlükler, ticari çıkar ilişkileri, ihmal zincirleri ve denetimsizlik iddiaları; özellikle ilk kez anne olacak kadınlarda derin bir travma yaratmış durumda.
Bir zamanlar “en güvenli yer” olarak görülen hastaneler, bugün birçok anne adayı için belirsizlik ve tehdit anlamına geliyor. Doğum, artık sevinçle beklenen bir an değil; “başımıza ne gelecek?” sorusuyla gölgelenmiş, kaygı yüklü bir sürece dönüşmüş durumda.
Bursalı anneler bu tabloyu net bir dille özetliyor:
“Doğum yapmak istiyoruz ama bu sistemde değil.”
ANNLER ÇÖZÜMÜ KENDİLERİ ARIYOR: EVDE DOĞUM TALEBİ YÜKSELİYOR
Yaşanan bu derin güven krizinin ardından, anneler çözümü kendi seslerini yükseltmekte buldu. Bursa’da giderek daha fazla anne adayı, evde doğum hizmetlerinin Türkiye’de de yasal, denetimli ve kamusal bir sistem haline getirilmesini talep ediyor.
Bu talep, iddia edildiği gibi “kontrolsüz” ya da “bilim dışı” bir arayış değil. Aksine, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde yıllardır uygulanan kurumsal bir sağlık modeline dayanıyor.
AVRUPA’DA VAR, TÜRKİYE’DE NEDEN YOK?
Başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, anne adaylarına doğum yeri konusunda açık ve yasal bir tercih hakkı tanınıyor. Anne isterse hastanede, isterse evinde doğum yapabiliyor.
Üstelik evde doğum bu ülkelerde:
Plansız değil, önceden programlanmış,
Denetimsiz değil, kayıt altına alınmış,
Sağlık personelsiz değil, yetkili ebeler ve uzmanlar eşliğinde,
Riskli değil, risk anında anında hastane sevkiyle yürütülüyor.
Yani mesele bir “ev konforu” romantizmi değil; bilimsel, kurumsal ve güvenli bir sağlık organizasyonu.
TÜRKİYE’DE UNUTULAN BİR MODEL: MAHALLE EBELERİ
Bursa’daki anne adayları, geçmişte Türkiye’de başarıyla uygulanan mahalle ebesi sistemini yeniden gündeme taşıyor.
Her mahallede görev yapan, gebeleri yakından tanıyan, riskleri erken fark eden bu sistemin; modern tıp altyapısıyla entegre edilerek yeniden hayata geçirilebileceği savunuluyor.
Anneler özellikle düşük riskli gebeliklerde, ebeler eşliğinde evde doğumun mümkün olduğunu ve bunun hastanelerdeki yoğunluğu da azaltacağını dile getiriyor.
Ancak altını özellikle çizdikleri bir gerçek var:
“Evde doğum kontrolsüz olsun demiyoruz.”
TALEP SON DERECE NET: SEÇME HAKKI VE GÜVEN
Bursalı annelerin talepleri romantik değil, ideolojik hiç değil; son derece net ve rasyonel:
Planlı olacak,
Sağlık Bakanlığı denetiminde yürütülecek,
Resmî kayıtlara girecek,
Acil durumda hastaneye saniyeler içinde ulaşılacak,
Anne ve bebeğin güvenliği tartışmasız öncelik olacak.
Yani anneler “alternatif sistem” değil, seçme hakkı istiyor.
UZMANLAR UYARIYOR: GÜVEN OLMADAN SAĞLIK OLMAZ
Uzmanlar da uluslararası örneklere dikkat çekerek, düşük riskli gebeliklerde evde doğumun doğru bir altyapı ve sıkı denetimle başarıyla uygulanabildiğini vurguluyor. Ancak kritik noktanın, bu hizmetin şeffaf, bilimsel ve kamusal denetim altında sunulması olduğu özellikle belirtiliyor.
ANNELERİN SON SÖZÜ NET VE SERT
Bursalı anne adayları taleplerini tek bir mesajda topluyor:
“İster hastanede, ister evde…
Ama doğum yerini biz seçelim.
Korku değil güven, ihmal değil şeffaflık istiyoruz.
İnsan onuruna yakışır bir doğum hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”
Bu çağrı artık bireysel bir istek değil; sağlık sisteminde yaşanan güven krizine karşı yükselen toplumsal bir itirazdır.
Görünen o ki, Bursa’dan yükselen bu ses, görmezden gelindikçe daha da büyüyecek. Çünkü anneler susmuyor, susmayacak.
Araştırmacı gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, hain bir suikast sonucu katledilişinin 33’üncü yıl dönümünde Bursa’da düzenlenen geniş katılımlı bir törenle anıldı. Setbaşı Köprüsü üzerinde bir araya gelen kitle, Atatürk Anıtı’na kadar sessiz bir yürüyüş gerçekleştirdi. Setbaşı Köprüsü’nden başlayan ve “Uğurlar Olsun” türküsü eşliğinde devam eden yürüyüş, Heykel’deki Atatürk Anıtı önünde son buldu. Demokrasi şehitleri için saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Törende Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Başkanı Tayfun Çavuşoğlu tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Tören kapsamında ayrıca Anadolu Gazeteciler ve Spor Yazarları Derneği (ASGD) Genel Başkanvekili Yüksel Baysal ile Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Bursa Şube Başkanı Mehmet Ali Ekmekçi de birer selamlama konuşması yaparak günün anlam ve önemine değindi. Atatürk Anıtı’na kurumlar adına çelenk sunumu gerçekleştirildi. Katılımcılar, Uğur Mumcu çelenginin çevresini kırmızı karanfillerle donattı. Uğur Mumcu’ya saygı çelengini Gazeteci Günnur Ataokay ile kızı Ada Ataokay birlikte taşıdı.
Çavuşoğlu: “O kalem yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor”
Törende konuşan ÇGD Bursa Şube Başkanı Tayfun Çavuşoğlu, Uğur Mumcu’nun gazetecilik mirasına ve vatan sevgisine vurgu yaptı. Çavuşoğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Bugün burada sadece bir kaybı anmıyor, bir fikri selamlıyoruz. Tam 33 yıl önce Ankara’nın o karlı sokağında patlayan bomba, sadece bir bedeni aramızdan aldı; ancak Mumcu’nun kalemi ve gerçekleri hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. ‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’ diyen Mumcu, tarikat-siyaset-ticaret üçgenini yıllar öncesinden deşifre eden korkusuz bir isimdi. Bizler ‘Kalpaksız Kuvayı Milliyeciler’ olarak, onun ve demokrasi uğruna can veren tüm aydınlarımızın mirasına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Biz bu vatanın vicdanıyız. O kalemler yerde kalmayacak. Bu memleket karanlığa teslim olmayacak!”
Çavuşoğlu ayrıca; Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Metin Göktepe, Hrant Dink ve Necip Hablemitoğlu gibi demokrasi şehitlerini de anarak, “Fikirler kurşun geçirmez” mesajını verdi.
Anma etkinliğine Bursa siyasetinin ve sivil toplumunun önemli isimleri yoğun ilgi gösterdi. Törene katılanlar arasında; CHP Genel Başkan Yardımcısı Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP’li ilçe başkanları, akademik odalar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri ve gazeteciler yer aldı.